Aralık 31, 2015

2016

Her yeni yıla giriş bir umut bir başkalık sunar ya insana, nedendir bilinmez. 
Belki başlangıçların büyüsündendir.. Evet, evet öyle olsa gerek.
Dilerim 2016;
barış olsun.🎈
çocuk gülüşü kadar güzel geçsin.
mutluluk getirsin.
kalplerimizi ısıtsın.
hayatımızı donatsın.
sevdiklerimizi hep yakınımızda, içimizin sıcaklığında tutsun.
Dilerim 2016; iyilik olsun, iyilik olsun, iyilik olsun..
İyi yıllar! Sevgiyle..

Kasım 25, 2015

"Beni kötü yakaladın haziran"

Fotoğraf: gs
...
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde
...
Ben Eylül Sen Haziran / Ümit Yaşar Oğuzcan





Ne kadar güzel bestelemiş Hüsnü Arkan..

Kasım 16, 2015

Balık Ağzı - 19

Dünya bir olmuş da, üzerime geliyor sanki..
Herkes aynı yöne gitmeyi seçmişse hata bende mi ola ki?

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Kasım 02, 2015

Ekim 20, 2015

Borderline Kişilik Bozukluğu

Fotoğraf, kendisinin Facebook hesabından alınmıştır.
Doğan Hoca'yı yıllardır takip ediyorum, çok değerli tecrübelerini bizlere aktarmaktan hiç geri durmuyor; iyi ki var..

Bir röportaj vermiş HaberTurk'te, çok faydalı buldum. Aşağıdaki linke tıklanarak okunabilir.

"Çevrenin, özellikle anne ve baba ile ilişkiler kişilik gelişimi üzerinde en çok etkisi olan etkenlerdir. Çocuğun ruhsal gelişimi açısından en belirleyici etken, duygusal olarak dengeli, huzurlu ve mutlu bir anne ile düzenli bir ilişkinin kurulup kurulamamasıdır. Duygusal olarak dengeli olmayan yani bebeğe bir çok iyi bir çok kötü davranan bir anne borderline bir çocuğun yetişmesine neden olabilir."


Kendisini takip etmek isterseniz de:


Ekim 13, 2015

"Canlı var mı, canlı?"

09.10.2015 Cuma

İşten çıktım; işlerim vardı, halledeyim diye birkaç yere uğramam gerekiyordu. Ama ne mümkün, Ankara'ya bir şeyler olmuş! Bayağıdır vardı bir hâller de, cuma günkü bir başkaydı. Ben diyeyim bir karın ağrısı vardı, siz deyin buhran.. Patlayacak gibi, her yer sıkışık, her yerde bir iç bulantısı.. O kadar ki, aşağıdaki notu düşmeme sebep oldu sosyal medyada:

"Türkiye'nin gittikçe daha vahşi bir ülkeye dönüştüğünü görmek beni korkutuyor.."

Hani vardır ya, hep de bahsederler, deprem öncesindeki huzursuzluk diye.. Onun gibi bir şeydi, hava ağırdı, Ankara'yı eziyordu sanki..

10.10.2015 Cumartesi

Kahvaltı hazırlıyordum, saat 11.00 civarları. Telefon çaldı, Ankara'da patlama olmuş mitingde, orada olabileceğini düşündüm dedi ucundaki ses; bir şeyler daha söyledi, ben de bir şeyler geveledim illa ki.. Ama sahiden bir geveleme, aklım başka yerde. Telefonu kapattım, televizyonu açtım. Allah'ım neler oluyordu? Ne mitingiydi bu? 

Elif Kanlıoğlu, 20
Barış mitingiymiş, öğrendim sonra. Haberim yoktu, olsa giderdim muhtemelen diye geçirdim içimden. Sadece kendim mi giderdim? Kardeşimi de götürürdüm tabi, "Hadi, barışa destek olacağız diye." Güzel bakışlı Elif'in dediğinden farklı olmazdı düşüncelerimiz..

Gezi'ye de öyle götürdüm onu, o zaman yaşı 16 idi, şimdi 18. Bu düşünceler geçerken aklımdan, içime oturan taşın ağırlığı da gittikçe arttı. Orada olabilirdik.. Beni boşverin, kardeşim de benimle olabilirdi. Allah'ım, Allah'ım.. Düşündükçe insan sığamıyor kendi içine. Zaman ilerledikçe öğrenmeye başladık katledilenleri.. Biri de 9 yaşındaymış, sadece 9! Babası getirmiş.. Ne bilsin barış diyen dillere bombayı layık göreceklerini?

Ölü sayısı artıp duruyordu. Güzel gönüllerini de alıp ayrılıyorlardı aramızdan bir bir. Düşünsene, hayatta kalmışsın hasbelkader; bir şekilde orada değildin, daha alana varmamıştın, patlamanın uzağındaydın. Olmamıştı işte sana bir şey, geride kalandın sen. Paramparça olmadığına mı sevinsen, bütün kalan tek yerinin bedenin olduğuna mı üzülsen? Arkadaşlarının ardından bağıra bağıra ağlasan mı? "Allah'ım; gençlerdi, çocuklardı, çok insanlardı, çok güzellerdi!" mi desen?  Üzüntüden ölsen mi? Neden, neden diye dövünsen mi? "Canlı var mı, canlı?" diye sorduran çaresizliğe lanet mi etsen? Ne yapsan? Allah aşkına, ne yapılır? 

Katledilenler ve kalanlar olarak ayrılıyoruz her daim. Ve nedense, bu katledilenler hep biz oluyoruz.. 

Hey sen, vicdansız! Cumartesi günü katledilen ben kimim biliyor musun? Leş ağzından dökülenleri layık gördüğün ben kimim biliyor musun? Ben senin kapı komşunum, iş yerinde çalışma arkadaşınım, okulda öğrencin, otobüste her sabah denk geldiğin kız, annesi onu okula yolcu ederken gördüğün oğlan, üniversitede sınıf arkadaşın, teyzenin kızı, amcanın oğluyum! Havaya uçurdular beni, paramparça ettiler.. Parçalarımı topladı arkadaşlarım kendi üzerlerinden. O paramparça olan bedenim, sen böyle konuştukça daha da paramparça. Boş bakıyor ardımda kalanlar.. Anlıyor musun? İdrak edebiliyor musun? 

Son aylarda öyle şeyler yaşatılıyor ki bize, acıdan geçer olduk ama umudumuzu hiç kaybetmedik.. Yüreğimizde solsa da bir şeyler, kaybetmeyeceğiz onu, inadına kaybetmeyeceğiz. Daha çok besleyeceğiz, yeşil kalacak hep. Bu da size dert olacak ya, oh olsun!

Ne güzel demiş Hakan Dursun Akalın aramızdan alçakça alınmadan önce: 

“Gel demekle gelmiyor. Umut edip beklemek acizlere göre. Kaçıp saklanacak vakit değil. Sevgi emek ister ya, Ekmek ve huzur için de emek… Ankara’daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı, kızıma sefa olsun…”

Kızı için düşmüş yollara, hepimizin kızları, oğulları için.. Ona borcumuz var, yitip gidenlere borcumuz var, çocuklarımıza borcumuz var, kendimize borcumuz var bizim.. Daha aydınlık, daha özgür günler için borcumuz var. Barış için çok bedel ödedik, onu alacağız; yemin olsun alacağız, size söz olsun alacağız!


"Sayılmayız parmak(ğ) ile,
tükenmeyiz kırmak(ğ) ile."















Eylül 30, 2015

#Prague, I'm in love!

Bazıları ona “Altın Şehir”, bazıları “Masal Şehri”, bazılarıysa “Avrupa’nın Kalbi” diyormuş; bense “Allah’ım, galiba hayranlıktan öleceğim!” dedim. Hem hayranlık nidaları ile dolaşırken Prag’a bir ad takmaya ne gerek vardı?

Kendi sokağında gezer gibi, eski bir dostla karşılaşmışsın da geçen zamandan bahseder gibi; sanki çantanda anahtarın, herhangi bir kapıyı açacakmış gibi.. Prag’ın bana hissettirdikleri aşağı yukarı böyleydi. Büyüleyici bir kent; mimarisi, dokusu, kültürü, Kafka’sı, Mucha’sı, Charles Bridge'i, enfes U Fleku biraları, Vltava Nehri, Vltava Nehri, Vltava Nehri,..

Güzel mimarisi olan şehirlere hayranım, içinden nehir geçen güzel mimarisi olan şehirlere daha çok hayranım.. Hele bir de o nehir yaşıyorsa! Çekler bu işi çok iyi becermişler, ayakta alkışlanası; şehri korumaları, nehrin şehirle kucaklaşması,.. Söylenecek çok şey var aslında da, insanı lal ediyor Prag. Tek cümle ile özetlemek gerekirse: Prag, çok güzelsin!
.......
yağmurlar içindeydi pirag
bir gölün dibinde gümüş kakma bir saatti kapağını açtım
içinde genç bir kadın uyuyor camdan kuşların arasında
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
kapadım kapağı yükledim sandığı yük vagonuna
habersizce usulcacık çıktı gardan ekispires
…….

Hamiş: Tabi ki yeniden gideceğim!

































Şubat 19, 2015

Ölmeden bahara varır mı ki bu bedenler, ruhlar? (Eski bir yazım: 31.01.2013)

Velhasıl; okuyamadığım gazeteler, köşe yazarları, Tutunamayanlar'ın bekleyen 700 sayfası ve okumam gerek diye aldığım diğer kitaplar, izlemem gereken filmler, yazmam gereken yazılar, dökmem gereken içim, öğrenmem gereken fotoğraf teknikleri, çekilmeyi bekleyen fotoğraflar, görmek istediğim yerler, dönmem gereken kendim ve Tanrım var. Ancak bir boşvermişlik, "Losing My Religion" hâlleri,..

Güneş açsa her şey değişecek sanki ve gökyüzü mavi olsa.. Ve sanki "Beni bu güzel havalar mahvetti." değil de "Bizi bu karanlık öldürdü." olmalı asıl.. İnsanların böyle karanlıklarda ölmesi boşuna değil onu anladım.. Doğanın dengesi..

Bu yılki gibi karanlık gelmemişti bana bu karanlık hiç..

Ölmez de kalırsak güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler.. Umut var, her zaman var..

Şubat 15, 2015

Balık Ağzı - 18

"Dilsizdir benim acılarım
Konuşmazlar kimseyle
Sadece benim canımı acıtırlar
Hiç hak etmediğim halde"
CS

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Şubat 13, 2015

Kalanlar / Tezer Özlü

"Bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor, bir şeyin değişmeyeceği de."