Ocak 19, 2014

UNUTMADIK AHPARİG!

Bugün 19 Ocak, Hrant öleli koskoca yedi yıl olmuş ve bense yirmi dokuz yaşıma doğru yol alıyorum onun olmadığı bir dünyada ve daha da önemlisi Türkiye'de. Hayatımın her döneminde düşünen biri oldum; bazen yanlış düşüncelere de saplandığım oldu herkes gibi. Ama bu zamana kadar okuduklarımdan, hayatımdaki insanlardan, doğadan öğrendiğim ve kendi kendime düşünerek vardığım sonuç şu ki, insana 3 şey gerek en başta; vicdan, adalet ve objektif duruş. Bu üçü olunca, olay her ne olursa olsun doğru bir duruş sergileyebiliyorsun. Pusulan doğruyu gösteriyor her defasında ve sen de o yönde yol alıyorsun. Bu üçü çok elzem, seni hem koruyor hem iyi hissettiriyor. 

Hrant, bu ülkenin bir kesiminin vicdanını, adil ve objektif duruşunu kaybettiği, diğer bir kesiminin de eş zamanlı olarak kazandığı çok acı bir örnek oldu. Bir yandan kılıçlar çekilirken bir yandan vicdanlar konuşturuldu, adalet için bir araya geldi insanlar. Hepimizin tecrübe ettiği üzere Hrant, ne ilk ne de son ne yazık ki. Bir sürü karşıt görüş yok edildi bu toplumda, biri sürü renk solduruldu; bilerek, isteyerek ve insafsızca. Dahası da olacak belli. Nereye varacak bilemiyorum ama iyi bir yere varmayacağı kesin. Gökkuşağı gibi bir arada olmak öğrenimeli tez elden. Güzelliği renklerinden Anadolu'nun, güzelliği renklerinden..

Hrant Dink, Anadolulu bir Ermeni; güzel insan. Bu topraklara can veren unsurlardan birinin bir parçası. Bu toprakların bir rengi. 19 Ocak 2007'de adice katledildi, hatırlıyor musun? Ben, bir elime vicdanımı, bir elime adaleti alıp bir adım da geri çekildiğimde bu olayın ne kadar hain, ne kadar pespaye ve ne kadar insanlık dışı olduğunu görebiliyorum. Peki ya sen?

Son söz:

"Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim..."

Rakel Dink



Hrant konuşuyor:

Öldürülmeden önce yazdığı son yazı:

Dava sebebi yazıları ve bilirkişi raporu:

Arkadaşlarının dilinden:

Rakel Dink - Hrant'a veda konuşması:

"Çutağıma (*) eş olmak bana verildi. Bugün çok acılı ve onurlu olarak buradayım. Ben, çocuklarım, ailem ve sizler, çok acılıyız. Bu sessiz sevgi biraz olsun bize güç katıyor, kederli bir sevinç yaşatıyor. İncil'den Yuhanna 15:13'te 'Hiç kimsede, insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur' der. 
Sevgili dostlar bugün bedenimin yarısını, sevgilimi, çocuklarımın babasını, ailemizin büyüğünü, sizin kardeşinizi uğurluyoruz. Sağdakine, soldakine, öndekine, arkadakine rahatsızlık, saygısızlık vermeden, sloganlar pankartlar açmadan, sessiz bir saygı yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bugün sessizlikle büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. 
Yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim.
Kardeşlerim, onun doğruluğa olan sevgisi, şeffaflığa olan sevgisi, dostuna olan sevgisi onu buraya getirdi. Korkuya meydan okuyan sevgisi onu büyüttü. Diyorlar ki 'O büyük bir adamdı'. Size sorarım o büyük mü doğdu? Hayır. O da bizim gibi doğdu. O gökten değildi, o da topraktandı. Bizim gibi çürüyen bir beden, fakat yaşayan ruhu, yaptığı iş, kullandığı üslup, gözlerindeki, yüreğindeki sevgi onu büyük yaptı. İnsan kendiliğinden büyük olmaz. İnsanı yaptıkları büyük yapar. Evet o büyük oldu. Çünkü büyük düşündü, büyük söyledi. Bugün buraya gelerek hepiniz büyük düşündünüz. Sessizce büyük konuştunuz. Siz de büyüksünüz. Bugünle kalmayın, bu kadarla yetinmeyin. 
O bugün Türkiye'de milat yaptı. Sizler de mührü oldunuz. Onunla manşetler, onunla konuşmalar, onunla yasaklar değişti. Onun için dokunulmazlar veya tabular yoktu. Kelamda dediği gibi yüreğinden taştı. Büyük bir bedel ödedi. 
Bedellerin ödendiği gelecekler Hrant'ları severek, Hrant'lara inanarak olur. Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz. Bu yükseliş karşıdakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak, kendin sayarak olur. 
Ah kardeşler, Hisus'un (**) yardımıyla ev cennetinden ayırdılar. Göksel ve ebedi cennete kanat açtırdılar. Gözleri daha yorulmadan, bedeni daha yaşlanmadan, daha hasta olmadan sevdiklerine doyamadan kanat açtırdılar göksel cennete. Biz de geleceğiz sevgilim, biz de geleceğiz o eşsiz cennete. Oraya yalnız ve yalnız sevgi girer. İnsanların ve meleklerin dillerinden üstün olan, peygamberlikten üstün olan, bütün sırları bilmekten üstün olan, dağları yerinden oynatacak imandan üstün olan, varını yoğunu sadaka vermekten üstün olan, bedenini yakılmaya teslim etmekten daha üstün olan, yalnız ve yalnız sevgi girecek o cennete.
Orada gerçek sevgiyle bir arada ebedice yaşayacağız. Kimseyi kıskanmayan sevgi, kimsenin malında gözü olmayan sevgi, kimseyi öldürmeyen, kimseyi aşağılamayan sevgi, kardeşini kendinden üstün tutan sevgi, kendi hakkından vazgeçen sevgi, kin tutmayan sevgi, bağışlayan sevgi, kardeşinin hakkını savunan sevgi, Mesih'te bulunan sevgi, bize dökülmüş olan sevgi.
Yaptıklarını konuştuklarını kim unutabilir sevgilim. Hangi karanlık unutturabilir sevgilim? Olmuşları, olanları kim unutturabilir? Korku unutturulabilir mi sevgilim? Yaşam mı? Zulüm mü? Dünyanın zevku sefası mı sevgilim? Yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim? Hayır hiçbir karanlık unutturamaz sevgilim. 
Ben de sana yazdım aşk mektubunu sevgilim. Bana da ağır oldu bedeli sevgilim. Bunları yazabilmeyi Hisus'a borçluyum sevgilim. Onun da hakkını ona verelim sevgilim. Herkesin hakkını herkese geri verelim sevgilim. 
Sevdiklerinden ayrıldın, çocuklarından, torunlarından ayrıldın, burada seni uğurlayanlardan ayrıldın. Kucağımdan ayrıldın. Ülkenden ayrılmadın."

(*) Çutak: Ermenice 'keman' aynı zamanda Rakel Dink'in eşi için kullandığı lakap. (**) Hisus: Hz. İsa.








Ocak 04, 2014

"Abi, bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?"

Fotoğraf: kızılkıyamet
Geçenlerde, radyoların birinde, bir kadın sesinden dinlediğim Yeni Türkü parçası (http://www.youtube.com/watch?v=ohqjkCdgiSg) beni düşünmeye itti biraz; acaba ben dönemimin insanı mıyım? Valla, değilim galiba.. Zira kendimi hep eski dönem müzisyenlerinin yaptığı işlerin kollarında buluyorum. Yeni dönemde çıkanlardan da neredeyse hiç zevk almıyorum, hiçbirini beğenmiyorum. Eski dönem diyorum ama bu eski dönemler çok zamanlı insanlar, sonsuza kadar yaşayacaklarını düşünüyorum ben. Kaliteli ve güzel olan dönemler boyunca aktarılır sanki, ne dersiniz?

Hangi dönemin insanı olduğunuzu merak ediyorsanız sevdiğiniz müziklere bakın derim. Eğer ki, sevdiğiniz müzikler siz daha çok küçükken ya da henüz doğmamışken varsa ve siz kendinizi dönüp dönüp onlarda buluyorsanız, ruhunuz o zamanlarda bir gezinti yapmıştır belki de. Sonra da atılıvermişsinizdir dünyaya. Ah, şu Tanrı yok mu?! Eğleniyor mu dersiniz bizimle? Ruhumuzu geçmişte gezdirip gezdirip sonra da, daha ileri bir zamanda ortaya çıkmamızı sağlıyor galiba. "Uğraş kulum, nıhahahaha! Kendini bul, beni bul.." diyor sanki..

Müzikler, filmler, şiirler, kitaplar,.. kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu, hayata bakışımızı gösteriyorlar. Ama sanki, insana daha kolayca ulaşabilen müzik zirvede gibi bu konuda.. Müzik daha bir zamansız, daha bir pervasız, daha bir dertsiz gibi. O yüzden evrensel, o yüzden bilmediğiniz bir dilde olması içinde acı, hüzün, aşk,.. her ne varsa anlamanıza engel değil, tıpkı burada olduğu gibi:

Aynur Doğan - Dar Hejiroke



-  Kürtçe biliyor musun?
-- Hayır.
-  O zaman niye ağlıyorsun?
-- Abi, bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?

Nasıl da ağladı Meltem Cumbul, nasıl da güzel bir şarkıdır bu, nasıl da unutulmaz, içe işleyen bir filmdir Gönül Yarası.. 

Son söz:

Müzik

..................
Ballandırır peyniri, ekmeği,
Unutturur tabancayı, bıçağı,
Süsler masayı,
Ölümsüz kılar çerçeveyi,
Açar sevilere yatağı
Yeğ kılar saklamaya söylemeyi
Fısıldar sevmeyi, sevilmeyi,
Müzik donatır yeri göğü.