Temmuz 26, 2012

Bir mezuniyet töreni ve övünme kültürü..





Geçtiğimiz Haziran'ın sonunda, ODTÜ 2012 Mezuniyet Töreni'ne katılmıştım, kardeşimin mezuniyeti için. Oldukça güzel başlayan bir törendi. Öğrenciler bölümler hâlinde Devrim'i turlamaya başladılar ellerinde taşıdıkları güldüren, düşündüren ve eğlendiren süper pankartlarla. Bayıldım doğrusu! İçimden ODTÜ'den mezun olsaymışım keşke diye geçirdim. Çok güzeldi, çok hoşuma gitti bu kendini ifade edişler.. Dans edenler, zıplayanlar, anne - babasına seslenenler,.. Nefisti, nefis.. Umut vadediciydi.. Kendileriydi öğrenciler bu geçiş sırasında.. O kadar ki kendileriyle alay ediyorlardı, tutuklu öğrencileri bile unutmamışlardı..




Fotoğraflar: kızılkıyamet

Sonra sıra tören konuşmalarına geldi. Ve ne yazık ki törenlerde her zaman yaşadığımız şey oldu ve insanı sıkıntıdan öldürebilecek konuşmalar dinledik. Rektör ve ODTÜ Mezunlar Derneği Başkanı'nın sıkıcı konuşmasını bir nebze kabul edilebilir buldum ama öğrencilerin konuşmaları benim için tam olarak hayal kırıklığıydı.. Sanki az önce geçiş töreninde kendini ifade eden çocuklar gitmiş, içlerine Mezunlar Derneği Başkanı girmiş çocuklar gelmişti.. Mezunlar Derneği Başkanı girmiş diyorum, çünkü kendisini tam bir böbürlenme ustası olarak nitelendirmeme sebep oldu gereksiz uzun ve anlamsız konuşması. Sanki öğrencilerin konuşmalarını da o yazmış gibiydi.. :) ODTÜ Mezunları'nın ne kadar ayrıcalıklı, toplumun önde gelenlerinden olduğu, halka ışık tutması gerektiği üzerine türlü türlü kendini öven ifadelerle donatılmış bir konuşmadan bahsediyorum. ODTÜ çok kıymetli, orada okuyan, mezun olan, iş hayatında yaşamlarına devam eden mezunları da öyle.. Ancak bu gerçek, bu şekilde ezici ve durmadan kendini öven ifadeleri kesinlikle haketmiyor..

Hele bir ödül töreni yapıldı ki akıllara zarar! Bir öğrenci hem okul birincisi, hem fakülte birincisi, hem bölüm birincisi, hem şu birincisi, hem bu birincisi diye beş kere davet edildi ve beş kere ödül verildi. Ve tabi bu birinci bir tane olmayınca aynı filmi rahat bir yirmi beş kere kadar izledik. Daha ikincileri, üçüncüleri hesaba katmadım bile! Yani, ".......'yı şu, şu, şu birinciliklerinden dolayı ödüllerini almak üzere davet ediyoruz." demek yerine ne diye elli defa geri gönderip tekrar geri çağırısın ki? Nedir bu gövde gösterisinin amacı? Birinciyi yüceltmek, dereceye giremeyenleri yermek mi? Birincinin diğerlerine nazaran ne kadar kıymetli olduğunu mu göstermek yoksa? Bu abartılı gösterinin sebebi ne olabilir biri açıklasa ya bana.. Nedense izlediklerim bana aşağıdaki, devamlı eleştirdiğim, berbat reklamı hatırlattı:



Nazlı okul birincisi olduğundan keki ters çevirmeyi sadece o akıl edebilir değil mi? Diğer çocuklar bu akıldan yoksundurlar. Onlar kaçışırlar sadece.. Hele ki, Gürbüz! Canavar ya malum.. Nazlı gibi üstün bir aklın, kıvrak zekânın yanında onun esamesi bile okunamaz!

ODTÜ ile başladım ya, devam edeyim.. Benzer bir övünmeye de aşağıdaki videoda denk geldim:




Diyor ki;

O bir ODTÜ'lü.

ODTÜ'lü hiçbir sınırı, sınırlamayı kabul etmez.

Özgür düşünür, düşüncelerini özgürce ifade eder.

Onu ODTÜ'lü yapan, ODTÜ'nün başarma ve "fark yaratma" kültürüdür.

ODTÜ'lü, var olan bilgiyle yetinmez. Sorgular, araştırır, geliştirir.

Yeni bilgi üretmek, hayata geçirmek, paylaşmak için çalışır...

Sorumluluğu sadece çevresiyle sınırlı kalmaz.

Ülkenin ve dünyanın sorunlarıyla ilgilenir, çözüm arar.

İşte ODTÜ ruhu budur.

Bu ruha, bazen idealizm, bazen devrimcilik denir.

Onlar, ODTÜ'lülük diyorlar.

Biz bu ruhla, yakın çevremizden başlayarak,

tüm dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz.

Galiba Mesut'u ve onu göklere çıkaran yakınlarını tebrik etmemiz gerekiyor.. Ne de olsa o bir ODTÜ'lü :) Gerçi cümleler her ne kadar ODTÜ'lü olmak üzerine kurulmuşsa da, içten içe ODTÜ, ODTÜ övünmelerini duymamak neredeyse imkânsız..

Yukarıda anlattığım durumlarda mesele ODTÜ'lü olmak ya da birinci olmak değil. Bahsettiğim şeyler sadece sorunu açıklamak için kullandığım araçlar. Bizim, toplum olarak kallavi bir defomuz var.. Biri çıksa, şu soruyu sorsa: "Toplumsal olarak en büyük sorunlarımızdan biri nedir?" cevabı rahatlıkla övünmek olabilir diye düşünüyorum. Bu nasıl büyük bir hastalıktır ki hücrelerimize kadar işlemiş.. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye ortamda kendini üste çıkarma ifademiz vardır ya hani, o pek meşhur, mesela bunu bir ODTÜ'lüye söyleseniz dünyanın lafını işitirsiniz. Peki ODTÜ'lünün yukarıdaki ifadeleri ile buradaki övünme ifadesi arasındaki fark nedir ki ODTÜ'lü birine ateş püskürürken diğerini içine sinerek yapabiliyor? Belki de en tanınan ve en nefis üniversitemiz olan ODTÜ, öğrencilerine bir işe atılmaya yarayacak özgüven yerine, neden ODTÜ'lü olmanın böbürlenme özgüvenini vermeyi tercih ediyor ki? Bu böbürlenme özgüveninin gençlere kattığı şey sadece etiket özgüveni olmuyor mu? Buradaki bakış açısında bir sorun yok mu sizce de?

Türk olmamızla övünüyoruz, memleketimizle övünüyoruz, okuduğumuz okulla, çocuğumuzla, mesleğimizle, okuduğumuz bölümün diğerlerine nazaran ne kadar zor olduğuyla, burcumuzla, giydiğimiz ayakkabının markasıyla, oturduğumuz evin konumuyla, gittiğimiz kafeyle, askerliğimizi komanda olarak yapmakla, ne kadar harika bir ev hanımı olduğumuzla, nasıl ilgili anne - baba olduğumuzla, kıldığımız namazla, müslümanlığımızla,.. her şeyle, aklımıza gelebilecek her şeyle övünme potansiyelini içimizde barındırıyoruz. Neden bu kadar çok övünme ihtiyacı hissediyoruz? Toplumsal bir kişilik bozukluğumuz mu var? Neden bizde var olduğunu düşündüğümüz şeyi ille de dile getirmeliyiz? Ziya Paşa boşuna söylemiş olabilir mi "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diye? Yok mudur bize karşı bir öğreticiliği bu sözün?

Demem o ki, ihtiyacımız olan şey biraz bilgelik ve felsefik bakış açısı.. Var olan bir şeyin, bireysel ya da toplu olarak övünme yoluyla ortaya koyulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Fesleğen, ona dokunduğunuzda nefis bir koku yayar ya da nane, kokusuyla başınızı döndürür.. Siz hiç ben güzel kokuyorum diye övünen fesleğen, nane gördünüz mü? Kokusuyla ben buradayım der zaten, övgüleri nazikçe kabul eder.. Biz insanlar da bu mütevazi tabiat harikalarına özensek ya biraz! Ne dersiniz?