Mart 25, 2012

Hayatta bedel ödemek var sanırım..

Düşündüm düşündüm bir sonuca vardım en sonunda..

Hayatta yaşadıklarına karşı bedeller ödüyor insanlar anladığım kadarıyla.. Maaş almak istiyorsan en az sekiz saatini bir yerde geçirip emeğini satarak bedel ödüyorsun, çok sigara içersen akciğerlerini, içki içerek de karaciğerini kaybederek bedel ödüyorsun, çocuk istiyor ve buna sahip oluyorsan özgürlüğünü kaybederek bedel ödüyorsun, bir sürü kadınla ya da bir sürü adamla beraber olup gündelik yaşamayı tercih edersen biri tarafından tutulmayarak ve aynı zamanda birini tutamayarak bedel ödüyorsun,.. bunlar hayatı izledikçe, gözlemledikçe çoğaltılabilecek şeyler. Hem güzel hem kötü şeyler için bedeller ödüyor insanlar.. Bir yandan iyi bir yandan kötü bu bedeller.. Hayat tecrübesi diyorlar buna.. Köşelerini törpülüyor bu, sertliklerini götürüyor, her şey olabilir dedirtiyor sana ve neresinden kazanç çıkarabilirim de..


Fotoğraf: kızılkıyamet
Sonra bir gün geliyor bakıyorsun hayatına.. Fırsat verdiklerin bir tarafta başka hayatlarda, fırsat vermediklerin başka bir tarafta başka hayatlarda..

Sonra aynen şöyle diyorsun:
Elde var hüzün..


Mart 23, 2012

Pervasız yargılamalar..

Sevgili Bingöl Elmas'ı bu yıl Ankara Film Festivali'ne katıldığı belgesel sayesinde oldukça geç bir zamanda keşfettim. Bu durum benim için üzücü olsa da, yaşadığımız çağ, yapımların geriye dönük olarak saklanabildiği bir çağ ve dolayısıyla çağdaşı olduğum ve olmadığım birçok şeye rahatlıkla ulaşabildiğim için bu geç kalınmış keşif yüzünden çok fazla üzülmüyorum. "Zararın neresinden dönülürse kârdır" sözü şu an daha bir anlam kazandı benim için.

Facebook'taki profil sayfasında - http://www.facebook.com/bingol.elmas - rastladığım söz bu aralar yaşadığım bir olay için oldukça mânidar benim için.

'Ve nasıl tek bir yaprak bile sararmazsa bütün ağacın sessiz bilgisi olmadan, kusur işleyen de hepinizin gizli iradesi dışında kusur işleyemez' 

Halil Cibran

Biz insanlar doğamız gereği başkalarının kusurlarını ya da başka bir ifadeyle kendi anlayışımıza ters düşen tavırlarını veya tutumlarını yargılama konusunda çoğunlukla aceleci ve pervasızca davranabiliyoruz. Zaman zaman köşeme çekilip bu şekilde davranan insanları izlediğimde dehşete kapıldığım oluyor doğrusu.. Hayat insanlara farklı farklı sınavlar sunuyor ve bu sınavların hepsini başarıyla veremiyoruz. Başarılı olamamak birçok sebepten kaynaklı olabilir. Peki başarının kıstası nedir? Çok genel bir bakış açısıyla bakılırsa başarı, toplumun genel kabullenmelerine gösterilen uyum olarak kabaca ifade edilebilir, ki bence kesinlikle kıstas bu değildir. Bu şekilde tanımlamamın sebebi yargılamaların bu kabullenmeler yüzünden ortaya çıkmasındandır.

Bir insanı yargılayıcı ifadeleri kullanmak o kadar basit ki.. Asla düşünmeyiz mesela içimizdekini kusmak için, bize ters düşen bir durumsa söz konusu olan. Hâlbuki karşımıza çıkan, hoşumuza gitmeyen bu olayın baş rollerinden biri olmamız hayatımızın herhangi bir evresinde pek tabii mümkün olabilir. Ve ne yazık ki insanlar vaktiyle yargıladıkları olayların içinde bizzat bulunmadıkça karşısındakini anlamaya çalışma heveslisi olmuyor. Bu yüzden ben her zaman şöyle düşünürüm kendi kendime: Herkes, her şeyi yapabilir. Herkes adam öldürebilir mesela, hırsızlık yapabilir, kavga edebilir, birini yaralayabilir, birine tecavüz edebilir,.. İnsanların her şeyi yapabilecekleri düşünüyorum, çünkü her şeyi yapabilecek potansiyelleri kendilerinde barındırdıklarına inanıyorum. Mesele var olan bu potansiyellerin nasıl yönlendirildiğidir, kişinin kendini nasıl eğittiğidir ya da kusurun ortaya çıktığı zaman dilimidir. Köşelerinizi törpülemiş, kendinizi iyi eğitmiş biri olabilirsiniz ama öyle bir zaman gelir ki yapmam dediğiniz bir şeyi yaparsınız. Yaparsınız yani.. Basitçe "insanlık hâlleri" diyebiliriz buna.

İnsanlık hâlleri insanlar içindir ve bu hâller yargılanamazdır bana göre. Yadırgayabiliriz tabi ki, ancak yargılamanın doğru bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Yargılamalar ağır cümleleri beraberinde getiriyor genelde. Hâlbuki olayın oluşmasındaki etkenlerin irdelenmesi ve kişiye öyle yaklaşılması daha insancıl gibi.. Doğada bir olayın ortaya çıkmasını ele alalım mesela. Yağmur hiçbir değişkenden etkilenmeksizin mi yağıyor ya da sular neye göre daha hızlı ya da daha yavaş buharlaşıyor?


Bu gösterimler, yağmur oluşumu için bile bir çok değişkenin bir araya gelmesi gerektiğini kanıtlar nitelikte. Aslında doğaya bakınca çok daha fazlalarını görmek mümkün. Sadece dikkat etmek ve farkında olmak gerekiyor.

Burada varmak istediğim sonuç, bir hareketin bir insan tarafından yapılması için, görülen ya da görülmeyen, bir çok değişkenin bir araya gelmesi gerektiğidir. Sanırım bunu gözardı etmemek gerekiyor. Halil Cibran'ın sözü de tam olarak bunu anlatır nitelikte.

Yargılamadan önce düşünmek iyi bir adım olabilir sanki.. Zira insan bilgelik basamaklarını kolay kolay geçemiyor.

Son söz:

"İnsanca davranışlar insanlara özgüdür ve onların her zaman doğru yapacaklarına ilişkin bir kural yoktur. Filozofun dediği gibi:

Homo sum, humani nil a me alienum puto.
İnsanım, ve insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir."










Çok deli bir şey!

Her güne bir astronomi fotoğrafınız olsa, güzel olmaz mı? Bence siz de deneyin eğlenceli olur..

http://apod.nasa.gov/apod/archivepix.html

Ben bu yılki yaş günümü seçtim önce (:



Sonra bir başka günü:


Bir daha:


Ve bir tane daha: 





Mart 15, 2012

Ey Annelik! Güdü müsün yoksa içgüdü mü?!

Bu yazıyı - http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1079262&CategoryID=79 - okuyalı bayağı oldu aslında.. Üzerinde bir şeyler karalayabilmek için demlendirmem gerekti biraz. Anne de değilim gerçi "konuşmak ne haddime!" olabilir. Malum, toplumumuz bir şeyden bahsedebilmek için o şeyin içinde olmanı makbul görüyor. Aslında çok da yanlış bir şey değil. Çünkü, bir durumu dışarıdan gözlem yaparak irdelemekle, o durumun içinde, bizzat var olarak irdelemek arasında oldukça büyük farklar olabiliyor. Bu yüzden "Bekara karı boşamak kolaydır." sözü pek de dikkate alınmayacak sözlerden biri değildir. Çok da doğrudur. Dışarıdan baktığınızda sorun gibi gözüken bir şey, içeride sorun olmayabilir ya da tam tersi..

Bu yazıda iki can alıcı nokta var bana göre, birincisi:

"Annelik içgüdüsüne dair bilimsel bir, iki veri de paylaşalım: 'İçgüdü'nün hayvanlar üzerinde bile henüz kanıtlanmışlığı yok: Marmoset maymunlarının dişileri çocuklarına bakmıyor, bu görevi daima cinsin erkekleri üstleniyor. Uzmanlar günümüzde anneliğin 'içgüdü' değil, hamilelik ve doğumla birlikte öğrenilen bir 'güdü' olduğu fikrine daha yatkınlar."

Bu verilerden yola çıkarak annelik, 'güdü' olmaya daha yakın gibi gözüktü gözüme. Çünkü eğer içgüdü olsa ve bu içgüdüyü gerçekten özgür bırakabilseydi her dişi, bir çocuğu zorlanmadan, rahatlıkla yetiştirebilirdi sanki. Ancak görüyoruz ki bu iş hiç de sanıldığı gibi değil. Dönem (ergenlik gibi) olarak bakıldığında, aynı şeyler yaşanıyormuş gibi gözükse de her çocuk başlı başına farklı bir şekilde hareket edebiliyor ve bir anne, stratejiyi çocuğuna göre belirlemek zorunda kalıyor. Doğrusu da bu sanırım. Genel kabullenmeler adım atmak için iyi olabiliyordur ancak, kişilikten ya da tek başına içerisinde bulunulan halden kaynaklı durumlarla baş edebilmek için durum analizleriyle hareket etmek gerekiyor olmalı.

'İçgüdü' çok daha farklı bir kavram. Canlının birinci amacının üremek, türünü devam ettirmek olduğu bilinir. Ve üremek bir 'içgüdü' olarak karşımıza çıkar. Annelik ve aynı zamanda babalık, üreme sonrasında ortaya çıkan durumlardır. Yani ortam koşulları bunun için hazır hale gelir. Geriye sizin bu rolleri öğrenmeniz kalır. Rol diyorum çünkü hayat insanları rolden role bürüyor. Okulda öğrenci, anne-babanın yanında çocuk, çocuğunun yanında anne-baba, torununun yanında anneanne-dede, kardeşinin yanında abla-ağabey, arkadaşının yanında arkadaş, eşinin yanında karı-koca oluyor insanlar. Ve bunlar için uygun şartlar sağlandığında bu rollere bürünüyoruz ve zamanla kendimizi geliştiriyor, yerimizde sayıyor ya da daha kötüye gidiyoruz. Bu yüzden annelik, bence de 'güdü'dür, üreme gibi değildir çünkü. Üremeyi öğrenmiyor canlılar. Yani bir 'argonot'a babasının: "Bak yavrum senin üremen lazım, o yüzden üreme zamanın geldiğinde pipini bırak, o, dişiyi bulur, döller sonra da sana döner." dediğini hiç zannetmiyorum. :) Bir 'argonot' içgüdüsel olarak üreme zamanının geldiğini anlıyor ve ona göre yine içgüdüsel olarak davranıyor. Böyle düşününce, basit bir şekilde, anneliğin sonradan öğrenileceği sonucuna varabiliriz sanki.

İkincisi ise:

"Anlıyoruz ki 'iyi anne'nin tanımı zaman içinde değişkenlik göstermiştir. Thurer, çocuk yetiştime konusunda uç örneklerin bilimselden ziyade toplumsal baskılar sonucu yapıldığını kanıtlıyor. Ancak iki önemli veri hiç değişmemiş ve bilimsel olarak da kanıtlanmış: 
Annenin çocuğun hayatının ilk dönemlerinde ruh ve beden sağlığında çok önemli rol oynadığı, 
Annenin bebeğin doğumundan itibaren onunla bağını zaman içinde zarif ve yumuşak bir şekilde çözmesi gerektiği. 
Bu iki unsur dikkate alınmalı ve ''bağ gevşetme" zaman içine doğru biçimde yayılarak uygulanmalıdır. 'İyi 'anneliğin gerçek kıstası budur, gerisi teferruattır!"

Biliriz ki anneler tedirgindir, çocukları için korkarlar. Ancak bu korkular tuhaf boyutlara ulaşabiliyor. Ve kişisel alanında bireyi sıkıştırmaya kadar gidebiliyor. O yüzden, çocuğun zaman içinde büyüyüp kendi kararlarını alabilecek, kendine göre doğru ve yanlışı belirleyebilecek seviyeye gelebildiğinin farkına varması gerekiyor annelerin. Çok mu zor? Öyle olmalı ki annem, geç geleceğim konusunda onu bilgilendirmiş olmama rağmen, "Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?!!" diye beni arayabiliyor. Daha da tuhaf olansa, annemin, sadece babam evdeyken onu bu şekilde öldürmeye çalıştığımı zannediyor olması. :)

Anne olayım da görürüm günümü!

Ayrıca denk düşer de bu yazımı anneler de okursa naçizane tavsiyem:

http://www.sabihakeskin.com/

Mart 14, 2012

Ben barışın adını turkuaz koydum, ya siz?

Eski bir yazım.. (23.10.2011)


Diyorum ki ben de çok yaşayalım bu topraklarda hep beraber; Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Alevi, Sunni,.. Bu toprağın kültürünü biz oluşturduk. Bu toprağı bizler var ettik. Var ederken sadece insandık, insan kimliğimizle vardık. Komşularımız vardı, bunlar: Türk'tü, Kürt'tü, Laz'dı, Çerkez'di, Ermeni'ydi, Alevi'ydi, Sunni'ydi,.. Sadece toprağı paylaşmıyorduk, hayatı paylaşıyorduk, kültürü oluşturuyorduk.


Ne zaman yabancılaştık, ayrıştık? Ne oldu da düşman olduk, gözlerimiz kinli bakar oldu? Ne zaman hoşgörümüz kayboldu? Ne zaman bu kadar çirkinleştik?

Son zamanlarda bakıyorum da bütün sosyal paylaşım sitelerinde, medyada insanlar kin kusuyor Kürtler'e. Soruyorum size: Mesele Kürt olmak mıdır? ya da Sebep Kürtler midir? Ne kolay olurdu değil mi öyle olsa idi?! Ne de olsa şiddet her şeyi çözüyor(!), bunu da çözüverirdi. Türkler barbardır derler. Sahi, barbar mıyız? Ben değilim, sen değilsin, o değil ama birileri barbarlık yapmış. Bu, bütün Türkler'i barbar mı yapar? YAPMAZ! İslamiyet terörizmle anılır oldu. Bütün müslümanlar terörist midir peki? Ben değilim, sen değilsin, o değil ama belli ki birileri terörist. Bu, bütün müslümanları terörist mi yapar? YAPMAZ! Kürtler de bu ülkede terörist olarak yaftalanmışlardır. Peki, bütün Kürtler terörist midir? Ben değilim, sen değilsin, o değil ama birileri terörist. Bu, bütün Kürtler'i terörist mi yapar? YAPMAZ! Derdimiz ne peki? Bunca nefret neden? Bizler ayrıt etmeyi bilmiyoruz. Anlamamız gereken nokta şudur: Her topluluğun - Türk, Kürt, Laz,..; Müslüman, Hıristiyan, Yahudi,..; ordu, devlet, örgüt,.. – yapıcı ve yıkıcı davrananı vardır. Birileri yıkıcı davranıyor diye her biri yıkıcıdır denemez.

Bu zamana kadar hep şiddetle çözmeye çalıştık. ... piçi dedik, intikamı alınacak dedik,.. Dedik de dedik.. Sanki çözemedik ne dersiniz? Şiddet işe yaramıyor sanki..

Bu yüzden ben diyorum ki: Barışın adı “Turkuaz” olsun. Herkes turkuaz bir şeyler taşısın; bileklikler, fularlar, tokalar, mendiller,.. Aklınıza ne gelirse.. Ve bu basitçe "Ben, sadece insanım" demek olsun, "Alt kimliklerle derdim yok" demek olsun, "Beraber yaşayabilmeye inanıyorum" demek olsun, “Bu topraklarda barış istiyorum” demek olsun. “Turkuaz” bizim barışımızın adı olsun.

Kini, şiddeti, intikamı bir kenara bırakıp bir kere de sevmeyi denemeyi öneriyorum.

Ve ben hatırlatmak istiyorum ki: "Dünya'yı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey"


Evet, ben barışın adını turkuaz koydum, ya siz?






Mart 12, 2012

"Hayat çok güzel olsun.." dedim vee..

Sıradan bir "çatlakesmer" yazışmasıydı aklımdaki aslında.. Ama nedense, birden, hayatımı oluşturan diğer renklerden de katmak istedim işin içine.. Bu katıştırma işinde kanımdaki malt tanecikleri ile karışık etanolün rolü neydi bilemiyorum tabii (: Velhasıl kelam ben onlara tek bir cümlecik yolladım, onlarsa normal karşıladılar, tedirgin oldular, aradılar.. Komiktiler, ben sevdim..

Fotoğraf: kızılkıyamet
İşte pek "sevgili"lerimin karşılıkları:

- "Aşk dolsun.." (çatlakesmer)
- "Öyle olsun.. Hepimiz için.. Her şey yolunda mı?" (yeşilelma)
- "Olabilir belki.. Bir sorun mu var?" (kaktüs)
- "Sapık mısın kızım sen, hayat güzel olsun falan? Yerim ben seni, canın sıkıldı sardın bana. Ben konuşmak istiyorum müsait olunca ara." (çilli)
- "Eveeeeeet" (balıkkızı)
- "Sana da" (ankaraarmudu)
- "Sana da kuzu.. Ben gece rüyamda seni gördüm. Bugün, şimdi ararım, az sonra derken mesaj atman dolayısıyla aramak istedim. İyisin en azından dikkat et kendine. İyi geceler. " (zencefil)
- "Çiçek" (güzelsurat)

Aslında hayat basitleştikçe anlamlanıyor sanki.. Bir cümleye karşılık yalın şeyler bekliyoruz belki de.. Dallandırmadan, ne geliyorsa öyle, içten,..


Fotoğraf: kızılkıyamet

İnsanın bir gökkuşağına sahip olması ne güzel.. Hele ki benim sahip olduğum gibi yedi renkten daha fazlasından oluşuyorsa! Renklerimi seviyorum..

Varlığınıza minnettarım..

Hayat gerçekten çok güzel olsun..
- "Bence de" (kızılkıyamet)


Mart 08, 2012

Bırak allasen!

Bugün "Dünya Kadınlar Günü" öyle diyorlar.
Kutlu olsun!
Geçen yıldan bu yana değişen bir şeyler var mı diye bakıyorum şöyle. 
Göremiyorum nedense.
Biraz daha dikkatli bakıyorum, bakıyorum,..
Yine göremiyorum.
Neden göremiyorum sahi?

Merak ediyorum sonra..
Özel günlerde kutlama yapıldığını gördüm hep, ya da mutluluk gördüm, güleç yüzler gördüm..
"Dünya Kadınlar Günü"nde neden göremiyorum bütün bunları?
Bir de haber çıkmış, günün anlam ve önemine istinaden - "Dünya Kadınlar Günü"nde yine infaz! - http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/03/08/kadinlar.gununde.yine.infaz/652210.0/index.html
Bugün onların günü, öldürmeyelim ya da az dövelim, 
bir gün de olsa gülsün garibanlar mı demeli?
Ya da
Kazakistan'da bu yıl yapıldığı gibi, 7-8 Mart günlerinde 
kadın şoförlere ceza kesmemek gibi harika(!) bir hediye mi vermeli kadınlara?

Kutlama allasen bugünümü ve kişisel sınırlarıma da tecavüz etme!
Hey sen!
Sana diyorum sana!
Hiçbir şey olmadan önce sadece insan ol kafi..
Sen insan olunca acılar biraz daha azalacak.

Belki de bugünün adını "Dünya Kadınlarını Anma Günü" olarak değiştirmeliyiz;
kocasının, babasının, ağabeyinin, erkek kardeşinin eliyle öldürülen kadınlar için,
tecavüz edilip öldürülen kadınlar için,
daha bebeyken zorla evlendirilerek yaşarken öldürülen kız çocukları için,
Pakistan'da suratlarına kezzap atılan kadınlar için,
amcasının, sokaktaki adamın,.. tecavüzüne uğrayıp namusu öldürülerek temizlenen kadınlar için,
recm cezasına çarptırılan kadınlar için, 
"ismini kaybeden" N.Ç. ve daha niceleri için,

 daha manidar olmaz mı, ne dersiniz?


"Aşk böyleyse sevmeyin beni.."



Mart 07, 2012

20Soru "kaktüs"

Fotoğraf: kızılkıyamet
1. En sevdiğiniz kelime nedir?
- Yavrum
2. Nefret ettiğiniz kelime nedir?
 - Salak
3. Ne sizi heyecanlandırır?
 - Başarı
4. Heyecanınızı ne öldürür?
 - Önemsenmemek
5. En sevdiğiniz ses nedir?
 - Yok.
6. Nefret ettiğiniz ses nedir?
 - Araba alarmı

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
 - Başarılı bir dansçı
8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
 - Resim yapmak.
9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
 - Olmak istediğim biri gibi
10. Nerede yaşamak isterdiniz?
 - Prag
11. En önemli kusurunuz nedir?
 - Aşırı duygusallık, kırılganlık
12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?
 - Laf sokmak
13. Kahramanınız kim?
 - Hiç kimse
14. En çok kullandığınız küfür nedir?
 - Hasiktir!
15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
 - Gergin
16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
 - Kendini bilmek.
17. Mutluluk rüyanız nedir?
 - Profesör olmak
 18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
 - Amacına ulaşamamak
19. Nasıl ölmek isterdiniz?
 - Uykumda, hissetmeden.
20. Öldüğünüzde Tanrı'nın kapıda size ne söylemesini isterdiniz?
 -  Hoş geldin sevgili kulum :)

Alıntı: Sorular Taraf Gazetesi'nin "20Soru" köşesinden alınmıştır.